TEK BAŞINA, KENDİ KENDİNE YETMEYE NE ZAMAN KARAR VERİR BİR KADIN?

imagesGenceciktim, gençtim, güzeldim ve kendimi bir erkeğin, abinin, babanın  geniş omuzları gölgesinde çok  güvende hissediyordum. Gençlik işte, sürekli bir şeylere bağlanmak,  bel bağlamak, sırtını dayamak ister. Güzeldir de. Taa ki başka bir erkek tarafından taciz edilip, aslında  babanın  geniş omuzlarının da işe yaramadığını görene dek.

Sekiz yıl evveldi. Liseliydim, içim  kıpır kıpırdı. Güzel gri bir eteğim vardı giyerken zevk aldığım ve tabi bir de beyaz gömlek. Hastane dönüşü  babamla otobüsteydik, her zamanki gibi tıkış tıkış, iyyy… Hâlâ da sevmem tıkış tıkış  otobüsleri, metroları. Birine  dokunmak zorunda kalmak ne iğrenç bir duygu! Ve tabii daha iğrenç olan, başkası tarafından, daha önce  hiç  rast gelmediğin biri tarafından dokunulmak… Hayata, kişiliğe  müdahalenin tam kendisidir bu. Okumaya devam et

Dekalog 6 filmi bana neyi çağrıştırıyor?

Dekalog 6 adında bir film izledik. Ve bunu “toplumsal cinsiyet” açısından değerlendirdik. Filmin yönetmeni o kadar zekiydi ki, her bir saniyesi bir mesaj veriyordu; birbiriyle bağlantılı bir şekilde ilerliyordu. Filmin bana çok şey kattığını düşünüyorum. Hangi açıdan diye soracak olursanız… İçinde bulunduğum rutinimden çıkıp, o kalıplaşmış algıyı yıkmamı sağladı. Çok da iyi oldu.

Filmin bir detayına değinmek istiyorum: Beyaz giyinen bi melek vardı, gelince iyilik geliyor, gidince de kötülükler beliriyor. Genelde biz melekleri kadın olarak düşünüyoruz. Aklımıza ilk gelen budur ama o meleğin bir erkek de olabileceği düşüncesi yoktu. Burada da o algıyı yıkma imkanı sağladık. Bu çok normal aslında. Bizler kadın-erkek diye o kadar sınırlaştırmışız ki bunun farkında bile değiliz. Bulunduğun şeyin içinden çıkıp bakmak lazım. Ve dışarıdan bakıldığında aslında yanıldığımızı ve düşündüğümüz gibi olmadığını anlarız.

Filmin başka bir detayı ise başroldeki kadının sürekli süt içmesiydi. Sürekli ilişkiye giren bir birey, alkol gibi maddelere meğillenir. Akla ilk gelen budur. Süt olmadığı zaman krizlere girdiği de doğrudur. “Peki ya, neden süt?” diye sordurttu bana. Burada da bir algı yanılması olduğunu görüyoruz. Öngörüyle alakalı bir şey. Bu kişi illa kötü madde kullanmak zorunda değil. Demek ki sağlığına önem veren biri olduğunu farzedebiliriz.

Adam “postacı” olmayı bırakıp “sütçü” olmaya karar verir. Büyük fedakarlık! Peki ya bunlara rağmen kadın ne yapar, ona zarar verir… Ve adamın bilekleriyle beraber ümitlerini de kesmesine vesile olur.

Kadın, o adamın getirdiği sütü kabul etmemiş hatta geri vermiştir. Bunu kasten yaptığını bildiği için adama sormuştur “Benden ne istiyorsun?” diye. Adam “hiçbir şey” diye yanıtlayınca kadın şaşırır. Bir süre sonra kadın onunla ilgilenmeye başlar, olaylar gelişir ve bir şekilde rolleri değişirler. Artık kadın gözetlemeye başlar, çünkü erkek kırılmıştır.

Yani bir erkek de ağlayabilir, bileklerini kesebilir, çok yıpranmış hissedip geri çekilebilir.

Ve bir kadın da erkeğin peşinden koşabilir.

Erkeğin yaptığını kadınlar, kadınların yaptığı şeyleri de erkekler yapabilir. Bu gayet normaldir.