Decalogue 6 – Platonik bir aşk üzerine kısa bir film

imagesKlasik İbranice ve Latince dillerinde On Emir anlamına gelen Decalogue, dini inanışa göre, Sina Dağı’nda Tanrı tarafından 2 taş tablet üzerinde verildiği söylenen bir dizi dini ve ahlaki öğretiler bütünüdür. Bu öğretiler şu şekildedir:

•Karşımda başka ilahların olmayacak.

•Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.

•Yehova’nın, Rab’ın ismini boş yere ağıza almayacaksın.

•Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün efendin Rab’e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı.

•Babana ve anana hürmet edeceksin.

•Öldürmeyeceksin.

•Zina etmeyeceksin. Okumaya devam et

Toplumsal cinsiyet üzerine bir Dekalog

A-Short-Film-About-Love-Sinematopya“Piç kurusu” filmde geçen ilk küfürdü. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliriz. Babası belli olmayan çocuklara “piç” denir. Çocuğun annesinin belli olması hatta çocuğu bir annenin doğurduğu kimsenin umurunda değildir. “Baba” sözcüğünü yüceltir bu küfür. Ve olaya namus açısından da bakarak, çocuğu “peydah etme”ye kadar götürür işi. İşte kavramların göstergeleri bellidir; p, i, ç harfleri. Fakat bu kavramlara atfedilen yan anlamlar, kimi zaman incitici olabilir. Bu yan anlamları toplumun belirlediğini de unutmamak lazım… Sonuçta dil dediğimiz dizge, toplumsal bir uzlaşım ürünüdür.

Filmde, genç bir çocuğun, kendinden yaşça büyük bir kadına platonik aşık olması ve onu, odasına kurduğu teleskopla işten arta kalan zamanlarında izlemesi anlatılıyor. Kadının evinin sürekli açık olan perdeleri, çocuğun kadını görmek için ayrıca bir çaba sarf etmesine gerek bırakmazken, çocuk yine de yakın iletişim olanaklarını kolluyor. Zira teleskop, kadını çocuğa yaklaştırırken aslında uzaklaştırıyor da, iletişim şansını azaltıyor. Okumaya devam et

Dekalog 6 filmi bana neyi çağrıştırıyor?

Dekalog 6 adında bir film izledik. Ve bunu “toplumsal cinsiyet” açısından değerlendirdik. Filmin yönetmeni o kadar zekiydi ki, her bir saniyesi bir mesaj veriyordu; birbiriyle bağlantılı bir şekilde ilerliyordu. Filmin bana çok şey kattığını düşünüyorum. Hangi açıdan diye soracak olursanız… İçinde bulunduğum rutinimden çıkıp, o kalıplaşmış algıyı yıkmamı sağladı. Çok da iyi oldu.

Filmin bir detayına değinmek istiyorum: Beyaz giyinen bi melek vardı, gelince iyilik geliyor, gidince de kötülükler beliriyor. Genelde biz melekleri kadın olarak düşünüyoruz. Aklımıza ilk gelen budur ama o meleğin bir erkek de olabileceği düşüncesi yoktu. Burada da o algıyı yıkma imkanı sağladık. Bu çok normal aslında. Bizler kadın-erkek diye o kadar sınırlaştırmışız ki bunun farkında bile değiliz. Bulunduğun şeyin içinden çıkıp bakmak lazım. Ve dışarıdan bakıldığında aslında yanıldığımızı ve düşündüğümüz gibi olmadığını anlarız.

Filmin başka bir detayı ise başroldeki kadının sürekli süt içmesiydi. Sürekli ilişkiye giren bir birey, alkol gibi maddelere meğillenir. Akla ilk gelen budur. Süt olmadığı zaman krizlere girdiği de doğrudur. “Peki ya, neden süt?” diye sordurttu bana. Burada da bir algı yanılması olduğunu görüyoruz. Öngörüyle alakalı bir şey. Bu kişi illa kötü madde kullanmak zorunda değil. Demek ki sağlığına önem veren biri olduğunu farzedebiliriz.

Adam “postacı” olmayı bırakıp “sütçü” olmaya karar verir. Büyük fedakarlık! Peki ya bunlara rağmen kadın ne yapar, ona zarar verir… Ve adamın bilekleriyle beraber ümitlerini de kesmesine vesile olur.

Kadın, o adamın getirdiği sütü kabul etmemiş hatta geri vermiştir. Bunu kasten yaptığını bildiği için adama sormuştur “Benden ne istiyorsun?” diye. Adam “hiçbir şey” diye yanıtlayınca kadın şaşırır. Bir süre sonra kadın onunla ilgilenmeye başlar, olaylar gelişir ve bir şekilde rolleri değişirler. Artık kadın gözetlemeye başlar, çünkü erkek kırılmıştır.

Yani bir erkek de ağlayabilir, bileklerini kesebilir, çok yıpranmış hissedip geri çekilebilir.

Ve bir kadın da erkeğin peşinden koşabilir.

Erkeğin yaptığını kadınlar, kadınların yaptığı şeyleri de erkekler yapabilir. Bu gayet normaldir.

Mustang ne kadar özgür?

images (3)

‪Bir yere ait olmayan insanın oranın öyküsünü yazma hakkı var mıdır?  Varsa anlatılan öyküye hangi gözle bakacağız ya da hangi gözle bakmayacağız? Ya da bir insan bütün kötü şeyleri konu edebilir mi öyküsüne, filmine? Nedir bir seyircinin izleme limiti? Ya da karakterlerin pısırık ise onlara vahşi, özgürlük düşkünü gibi isimler vermek ne kadar mantıklı? Bu okuyucuyu, seyirciyi kandırmak anlamına gelir mi? Okumaya devam et