Neden “ayıp”?

Jin Fikirler olarak yaptığım “Ayıptır Söylemesi” adlı röportaj videomda neden ayıp konusunu seçtim? Çünkü günümüzde bu “ayıp” kelimesinin korkutucu bir hal almaya başladığını düşünüyorum. Bir erkek arkadaşınla bir yerde oturamazsın, merhabalaşamazsın… Biri görecek ve ayıp olacak korkusuyla yaşamak çok üzücü.

Bir de şu soru var karşımıza çıkan: Kadınların regl olması ayıp mı? Ben de bu gibi durumları  yaşadığımdan, videomda özellikle ayıp ve regl (adet) konusunu da işlemek istedim. Regl olmak elbette ayıp değil ama bunu ayıp gibi gösterenler, ayıp gibi algılayanlar var. Bu yüzden  regl oldumuzda örneğin ped alırken gazeteye sarıyoruz,  biz kadınların içinde “Aman biri görmesin, ayıp olur, rezil olurum” kaygısı oluşuyor. Erkekler de bence regl olsalar bu hissi anlarlardı!

Bu projede olmak çok güzel. Öncesinde yalnız, sıradan, beceriksiz hisediyordum kendimi… Bu projeyle kendime guvenim, cesaretim, azmim geldi. Bu yüzden bu imkanları sağlayan Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne teşekkür ediyorum; MODE İstanbul’a, 66 Kolektif’e bizlerle oldukları için çok teşekkür ederim. Bu projede olmak, güzel işler çıkartmak için çoook çalıştık. Herkesin emeğine, yüreğine sağlık!

Yeşilçam ve cinsiyetçi söylem

Gelecek sene 100. yılını dolduracak olan Türk Sineması, 1917 yılında çekilen ilk konulu filmi olan Pençe’den sonra pek üzerinde durulmayan cinsiyetçilik meselesi “Jön Diye Sana Derler!” adını verdiğımiz remix videomuza konu olmaktadır. Remix videoda, belki defalarca izlediğimiz ama üzerinde durup düşünmediğimiz ya da düşünemediğimiz Yeşilçam filmlerindeki cinsiyetçi söylemler ve bakışlar ortaya çıkartılmaya çalışılmaktadır. Video bu cinsiyetçiliği sorgulamamıza vesile olurken aynı zamanda kadın bedeninin ne kadar kolay bir şekilde sömürüldüğünü ve egemen erkek bakışın filmlerdeki baskınlığını gözler önüne sermektedir. Video boyunca  arkada devam eden “Nuri Alço operasyon müziği” olarak isimlendirilen melodi gülümsememize vesile olurken aslında “operasyonları” ya da tacizi ne kadar kanıksadığımızı bize göstermektedir.

Videom daha çok Yeşilçam Jön’lerinin cinsiyetçi söylemlerini içeriyor çünkü biz yıllarca Jön’leri çok sevdik, beğendik, imrendik hatta belki de böyle bir sevgilimiz olur diye dua da etmişizdir. Ama aslında bu Jön’ler çok masum değil, söylemlerinde bir sorun var. O takım elbiselerin parlak, jöleli saçların altında yatan bir pislik, bir canavar var.

Yeşilçam filmlerinden kesitler içeren bu video aynı zamanda sinema seyircilerine küçük bir mesaj da veriyor; evet izleyin, Yeşilçam, İran, Kore Sineması izleyin ama ne izlediğimizi bilelim. Kadından bahsederken onu niteleyen sıfatlara dikkat edelim. Gerekirse izlemeyi bırakalım. Ben ve kardeşlerim artık Yeşilçam izlemiyoruz mesela. Kadınların aşağılandığı filmleri bir kadın olarak izlemem için hiç bir sebep yok!

Gulêxan

Bizim takım: Jin Team

Öncelikle Jin Team’in kurduğumuz takımın ismi olduğunu söylemek isterim. “Jin” Kürtçe’de “kadın”, “team” ise İngilizce’de “takım” demek. Bu işe Yasemin’le başladık. Amacımız tabiî ki ilk olarak Tarlabaşı, sonra da yayabildiğimiz her yerde, kadınların da istedikleri gibi istedikleri yerde futbol oynayabilmesini biraz da olsun sağlamaktı.

Ceren Abla’nın yanına gidip başımdan geçen olayı anlattım: Okulda her zamanki gibi voleybol oynarken, voleybol topu bahçenin demirliklerinden kaçtı. Ben de erkeklerin yanına gidip futbol oynamak istediğimi söyledim. İstememelerine rağmen aldılar beni; ama benimle oynama şekilleri attıkları paslar vs o kadar yavaş ve alay edici bir tavırlaydı ki oyundan çıktım. Ceren Abla bunları duyunca çok şaşırdı. Bizi hemen “Kızlar Sahada” denilen turnuvanın olduğu yere götürdüler. Oraya sadece kadınlar gidip maçlara katılıyorlar. Çok güzel bir yerdi. Oynayan kadınları görünce daha çok heyecanlandım. Oranın kurucusu ve birkaç oynayan futbolcu kadınla röportajlar yaptık. Merak ettiğimiz her şeyi sorduk. Bizim de takım kurabileceğimizi söylediler. Bunu duyar duymaz mahallede oynadığımız kızların yanına gidip anlattım onlar da bu fikre bayıldılar. Böylece Jin Team’i kurmuş olduk.

Tüm bu süreci film haline getirmek istedik. O yüzden takımı kurduktan sonra Sururi Parkı’nın üst tarafında bir futbol sahası var, önce çekimler için oraya gittik. Çekimler bitince de filmimizin montajı için 66 Kolektif’in Kuzguncuk’taki binasına gittik. Montajlar bittikten sonra topluca kapak fotoğrafı çektik. Herşey çok güzeldi. Artık videolar hazırdı. 30 Mayıs’ta Documentarist kapsamında sunduğumuz videoları izlemeleri için ailemi de çağırdım. Çok beğendiler. Gösterimden hemen sonra söyleşi oldu ve çok heyecanlandım ama çok güzel geçti.

Artık bir futbol takımımız var ve turnuvalara katılmak için sabırsızlıkla bekliyoruz!

“Alışagelme” dedim…

Alışagelme dedim çünkü artık taciz olayları o kadar gündemde, o kadar yaygın ki, normal bir durum gibi algılanmaya başlandı. Tacizin hiçbir türlüsünü kabul etmiyoruz! Ne kadına yapılanı, ne erkeğe yapılanı, ne de salatalıkla kedileri korkutmayı…

Yerkürede yaşayıp da tacize uğramayan yoktur sanırım. Ne kadar üzücü bir durum olsa da bu gerçekle yüzleşmeliyiz. Çünkü sustukça şiddet artar, taciz meşrulaşır. Öyle ki, artık kişiler tacize uğradıklarını fark etmiyorlar bile… İnsanlar tacize uğramaktan korkuyorlar, uğradıklarında da anlatmaktan çekiniyorlar. Ne yapsak, ne etsek de insanlar tacizin meşru olmadığını anlasa, dedik ve remix video’muzu hazırladık. İşte biz, tacize uğramaktan rahatsız oluyoruz, korkuyoruz, bu tehditle yaşamak istemiyoruz!

Haklı Gururun Sevinci

Haklı gururun sevinci bu yaşadığım. Öyle ki her konuşmamda severek ve hala heyecanlanarak bahsediyorum yaşadıklarımdan. Heyecanımı, hislerimi, düşüncelerimi anlatmadan önce en başına dönmek istiyorum.

Eylül ayında yeni bir sosyal sorumluluk projesinin başlayacağının duyumunu aldım; başlığı ve içeriği beni çok heyecanlandırdı. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” adı altında ‘Var Olmayan Eşitlik’ten bahsedecektik aslında; ilerleyen dönemlerde daha iyi farkına vardığım. Velhasıl kelam, güzel bir başlangıç yaptık. Öncelikle kendimize bir isim bulduk, JİN FİKİRLER. Bizleri çok iyi yansıtan bir isimdi bu. Her Cumartesi saatlerce beraber olduk. Konumuzla ilgili kitap okumaları, film izlemeleri, sergi gezmeleri, sinema seansları yaptık. Bir o kadar da sanatsal bir atölyeydi yani. Her buluşmamız dolu dolu geçiyordu. Atölyenin başında kendi  videomuzun çekileceğini biliyorduk. Bu yüzden çekim, montaj, fotoğraf vs. derslerimiz oldu. Birbirinden başarılı bir sürü insandan öğrenmemiz gereken her şeyi öğrendik ve bunları kendi videolarımızda uyguladık. Sanırım benim için en heyecanlı olan kısmı burasıydı, uygulama.

Ve artık atölyenin sonuna yaklaşıyorduk. Yapacağımız videolar ile ilgili çalışmaya başladık. Bir süre beyin fırtınası yaparak ortaya nasıl bir video çıkmasını istediğimizi düşündük; konusunu, mesajını, mekanını ve bunun gibi her şeyi. Tabii her şeye en başında karar veremedik. Her gün yeni şeyler eklendi, bazı şeyler eksildi. Sınavlarımın olduğu günlerde koşa koşa çekime gittiğim günler en stresli günlerdi benim için ama çokta tatlı bir stres ve yoğunluktu bu. Bir yandan sınavlarıma çalışırken bir yandan senaryomu yazdığım geceler gibi olsun tüm gecelerim. Çünkü hayatımda ilk defa kendi filmimi yapıyordum. Küçük bir yönetmen olmuştum artık. Hep bir izleyici olarak anlamaya çalışıyordum kullanılan ışığın açısını ama artık uygulayarak, karar vererek anlıyordum. Bunun gibi bir çok şeyi öğrenmiştim.

Videomu çekerken bir sürü kişi fikirleriyle, maneviyatıyla, varlığıyla destek oldu bana. Ve yine aynı kişiler 30 Mayıs’ta yaptığımız ilk gösterim günü de yanımdaydı. Bu gerçekten her insanın tatması gereken bir duygu. Başarısını bildiği kızının veli toplantısına giden anne gibiydi herkes. Gösterim günü beklediğimden daha iyi tepkiler aldık. Çalışmalarımız çok beğenildi. Sanırım vermek istediğimiz mesajı küçük de olsa vermeye başladık. İşte haklı gururun sevinci buydu!