Haydi sen de sorgula ?

image

Minibüs, otobüs, metro taksi…
Ne çok toplu taşıma araçları var.
Ulaşmamız gereken yerlere bu şekilde kısa süre de gidebiliyoruz. Güzel.

Peki ya, nasıl gidiyoruz ?
Nelere maruz kalarak gidiyoruz ?
Ne derece güvendeyiz, bunu hiç sorguladınız mı ? Siz düşünedurun.
Ben söyleyeyim…

Toplu taşıma araçlarında özel denen bir şey kalmadı, mesajlaşıyorsun arkadan teyze mesajını okuyor, bıraksak o konuşacak yerine.

Oturacak yer bulamıyoruz, çoğu zaman ayakta seyahet ediyoruz.

Kemersiz yolculuk yapmamız bile oldukça saçma ! Hesapta takılması gerekiyordu oysa…

Minibüsler rezalet bir durumda, kapıları kapanmıyor resmen. Hani can hüvenliğimiz nerde ?

Kendi aracımız yok diye mi bütün bunlar…

Ter kokusu, sigara kokusu gibi şikayetler de mevcut.

Bağıra çağıra konuşulan telefon diyaloglarına ne demeli ?

-Bence ses tonunu ona göre ayarlayıp konuşmalı, neticesinde işten çıkmış olan yorgun insandan tut, sese tahammül edemeyen ihtiyar insanlar var.

En önemlisi de kadınlara karşı yapılmış bir temas, dokunmak için sarfedilmiş bir çaba var. Üstelik gözleriyle yiyecek gibi bakıyorlar.

Çoğu zaman sessiz kalıyoruz, çünkü korkuyoruz normalleşti bütün bunlar, azgınlıktan ölecek köpekler.

Aynısı karısının, bacısının başına gelse yine onları suçlanılır bir şekilde kısıtlarlar.
Bu berbat bir şey !

Ahh, erkekler şu yozlaşmış düşüncelerinizden silkinip, kadınları sex objesi olarak görmekten vazgeçin artık.

Bizi kısıtlama çabalarınızı bırakırsanız iyi edersiniz, çünkü hiç bir işe yaramayacak.

Kötü bir şey söylemek istemiyorum, yani eşit bir şekilde davranmak istiyorum fakat bu mümkün değil.

Bu konuda kadınlara fazlasıyla sorumluluk yükleniyor.
Halbuki erkekler düşüncelerini, hareketlerini değiştirirse ne güzel olur.

Herşey çok daha başka olurdu bundan eminim.
Sizin kadar biz de özgürüz, eşitiz bunu da aklınızdan çıkarmayın !

Merhaba regl :)

bet gorselİlk regl olduğum gün evdeydim. Tuvalete gittim ve çamaşırıma bulaşan kanı fark ettim. Endişelendim. “Ölecek miyim?” gibi düşünceler de aklımdan geçmedi değil. Hiçbir bilgim yoktu. Beni daha önce bilgilendiren kimse de olmamıştı. O an, o düşüncelere kapılmam da çok normaldi sanırım.

Anneme sordum, annem de elime ped sıkıştırdı. Kendimi tuhaf hissettim, özel hissettim. Neticesinde bir ilki yaşıyordum. Okumaya devam et

Dekalog 6 filmi bana neyi çağrıştırıyor?

Dekalog 6 adında bir film izledik. Ve bunu “toplumsal cinsiyet” açısından değerlendirdik. Filmin yönetmeni o kadar zekiydi ki, her bir saniyesi bir mesaj veriyordu; birbiriyle bağlantılı bir şekilde ilerliyordu. Filmin bana çok şey kattığını düşünüyorum. Hangi açıdan diye soracak olursanız… İçinde bulunduğum rutinimden çıkıp, o kalıplaşmış algıyı yıkmamı sağladı. Çok da iyi oldu.

Filmin bir detayına değinmek istiyorum: Beyaz giyinen bi melek vardı, gelince iyilik geliyor, gidince de kötülükler beliriyor. Genelde biz melekleri kadın olarak düşünüyoruz. Aklımıza ilk gelen budur ama o meleğin bir erkek de olabileceği düşüncesi yoktu. Burada da o algıyı yıkma imkanı sağladık. Bu çok normal aslında. Bizler kadın-erkek diye o kadar sınırlaştırmışız ki bunun farkında bile değiliz. Bulunduğun şeyin içinden çıkıp bakmak lazım. Ve dışarıdan bakıldığında aslında yanıldığımızı ve düşündüğümüz gibi olmadığını anlarız.

Filmin başka bir detayı ise başroldeki kadının sürekli süt içmesiydi. Sürekli ilişkiye giren bir birey, alkol gibi maddelere meğillenir. Akla ilk gelen budur. Süt olmadığı zaman krizlere girdiği de doğrudur. “Peki ya, neden süt?” diye sordurttu bana. Burada da bir algı yanılması olduğunu görüyoruz. Öngörüyle alakalı bir şey. Bu kişi illa kötü madde kullanmak zorunda değil. Demek ki sağlığına önem veren biri olduğunu farzedebiliriz.

Adam “postacı” olmayı bırakıp “sütçü” olmaya karar verir. Büyük fedakarlık! Peki ya bunlara rağmen kadın ne yapar, ona zarar verir… Ve adamın bilekleriyle beraber ümitlerini de kesmesine vesile olur.

Kadın, o adamın getirdiği sütü kabul etmemiş hatta geri vermiştir. Bunu kasten yaptığını bildiği için adama sormuştur “Benden ne istiyorsun?” diye. Adam “hiçbir şey” diye yanıtlayınca kadın şaşırır. Bir süre sonra kadın onunla ilgilenmeye başlar, olaylar gelişir ve bir şekilde rolleri değişirler. Artık kadın gözetlemeye başlar, çünkü erkek kırılmıştır.

Yani bir erkek de ağlayabilir, bileklerini kesebilir, çok yıpranmış hissedip geri çekilebilir.

Ve bir kadın da erkeğin peşinden koşabilir.

Erkeğin yaptığını kadınlar, kadınların yaptığı şeyleri de erkekler yapabilir. Bu gayet normaldir.