Bizim takım: Jin Team

Öncelikle Jin Team’in kurduğumuz takımın ismi olduğunu söylemek isterim. “Jin” Kürtçe’de “kadın”, “team” ise İngilizce’de “takım” demek. Bu işe Yasemin’le başladık. Amacımız tabiî ki ilk olarak Tarlabaşı, sonra da yayabildiğimiz her yerde, kadınların da istedikleri gibi istedikleri yerde futbol oynayabilmesini biraz da olsun sağlamaktı.

Ceren Abla’nın yanına gidip başımdan geçen olayı anlattım: Okulda her zamanki gibi voleybol oynarken, voleybol topu bahçenin demirliklerinden kaçtı. Ben de erkeklerin yanına gidip futbol oynamak istediğimi söyledim. İstememelerine rağmen aldılar beni; ama benimle oynama şekilleri attıkları paslar vs o kadar yavaş ve alay edici bir tavırlaydı ki oyundan çıktım. Ceren Abla bunları duyunca çok şaşırdı. Bizi hemen “Kızlar Sahada” denilen turnuvanın olduğu yere götürdüler. Oraya sadece kadınlar gidip maçlara katılıyorlar. Çok güzel bir yerdi. Oynayan kadınları görünce daha çok heyecanlandım. Oranın kurucusu ve birkaç oynayan futbolcu kadınla röportajlar yaptık. Merak ettiğimiz her şeyi sorduk. Bizim de takım kurabileceğimizi söylediler. Bunu duyar duymaz mahallede oynadığımız kızların yanına gidip anlattım onlar da bu fikre bayıldılar. Böylece Jin Team’i kurmuş olduk.

Tüm bu süreci film haline getirmek istedik. O yüzden takımı kurduktan sonra Sururi Parkı’nın üst tarafında bir futbol sahası var, önce çekimler için oraya gittik. Çekimler bitince de filmimizin montajı için 66 Kolektif’in Kuzguncuk’taki binasına gittik. Montajlar bittikten sonra topluca kapak fotoğrafı çektik. Herşey çok güzeldi. Artık videolar hazırdı. 30 Mayıs’ta Documentarist kapsamında sunduğumuz videoları izlemeleri için ailemi de çağırdım. Çok beğendiler. Gösterimden hemen sonra söyleşi oldu ve çok heyecanlandım ama çok güzel geçti.

Artık bir futbol takımımız var ve turnuvalara katılmak için sabırsızlıkla bekliyoruz!

Siyah Elbise

siyah elbiseİlk âdet günüm en korktuğum günlerden biriydi. Hiçbir şey hakkında bilgim yoktu. Amcamın düğününe tam da bir ay kalmıştı. Çok heyecanlıydım ve bir ay öncesinden hazırlanmaya başlamıştım. Her yerde giyecek bir kıyafet arıyordum. İki hafta sonra bir mankenin üzerinde beyaz, uzun ve yerlerde sürünen kuyruğu olan bir elbise gördüm. Hemen onu almak için içeri girdim ve elbiseyi denedim. Hayatım boyunca en sevdiğim elbisem o olmuştu. Çok mutluydum hemen paketlediler. Ona göre ayakkabı aldım. Ayakkabı ve diğer aksesuarları tamamladıktan sonra eve gittim. Düğüne tam da iki gün kalmıştı, kalbim yerinden çıkacak gibiydi, o elbiseyi hemen giyinmek istiyordum.

Düğün sabahı uyandığımda karnımda ağrılar hissettim. Anneme karnımın ağrıdığını söyledim; “heyecandandır” deyip geçiştirdi. Kalkıp düğüne gidecektik. Gece heyecandan gözüme uyku girmemişti ve neredeyse hic uyumamıştım. İşte o gün gelmişti. Okumaya devam et